İnanç ve Kültürlerde Sümeri baş tanrı Dingir An izleri

İnanç ve  Kültürlerde  Sümeri baş tanrı Dingir An izleri

Sonsuz mavilik Dingir An.

İngiltere, Galler, İskoçya'ya Büyük Britanya denildiğini hepimiz biliriz. Britanya veya Britannica denildiğinde İngilizce ve İngilizler akla gelir. Bu ulus tanımının Anglo-Sakson veya Hint-Avrupa kökenli bir sözcükten türetildiğini sanarız, ama öyle değil.
Hristiyanlıktan önce Avrupa yerel inanç önderlerinden olan ormanların efendileri Wallans Druitleri, Britanya adalarına "Barat-Anna" inancını getirmişlerdi. Bu ad, tarihi süreçte "Britanna" olarak kısaltılmış, daha sonra da Britanya sözcüğüne dönüşmüştü.
M.S. 800 yılları öncesi Britanya antik tarihini araştıran Aylett Sammes, 1676 yılında yazdığı "Britannia antiqua ilustrata" kitabında Fenikelilerin Barat-Anac adını bu bölgeye verdiklerini ve bu ismin Britanya'ya evrildiğini söyler. Genel anlayış, Anac, Anat, Anath gibi tanrıça isimlerinin Sümerlerde Tanrıça olan İn-Anna isminin tarihi süreçte dillerde yanlış söylenmesiyle oluştuğu yönündedir.
"Barat-Anna" ise Fenikeliler uygarlığında deniz kenarına oturmuş, elinde bir meşale olan tanrıça olarak betimlenmişti. Görselin bir kenarında, üzerinde "Rosi-crucis" de denilen, içinde haç olan yuvarlak bir deniz kabuğu da bulunuyordu. Milattan 1200 yıl önce günümüz Lübnan bölgesinde oluşmuş bir uygarlıkta haç simgesi olması ilginç değil mi?
Değil, Orta Asya Karakum Anu'da M.Ö. 2/3 bin yıl önce de haç simgesi kullanılmıştı. Sümer tanrıçası İn-Ann'nın eşi Dumuzi'nin de özel damgası haçtı.

Gerçekten de Sümer uygarlığı ve inancının etkisi alanına girmeyen uygarlık ve din yok gibidir.
Sümerlerden sonra oluşan uygarlıklar, Sümer inanç önderleri ve tanrıları öyküleriyle kendi inanç efsanelerini yaratmışlar.
Fenikelilerle sınırlı kalmayan bu tanrıça, Britanya'ya kadar ulaştığını İngiliz madeni parası 1 penny'de bile görüyoruz.
1863 yılından bu yana "Barat-Anna", bir İngiliz penny'sinde meşale yerine eline fener, "Rosi crucis" (demir haç) simgesi yerine de İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi ülkelerin bayraklarında bulunan "Union Jack", Britanya birliği simgesi konulmuştu.
Barat sözcüğünün ne anlamlara geldiğini Fransızca ve İngilizce sözlüklerde bulunmamasına rağmen, bu sözcük Avrupa'da soyisim olarak binlerce kişi tarafından kullanılmakta.

Bunlardan en ünlüleri 1978 doğumlu İngiliz çalgıcı Carl Barat, 1885 doğumlu ünlü Fransız futbolcu J.M. Barat, 1779-1865 yıllarında yaşamış, Sacré-Cœur de Jésus vakfının kurucusu ve azize olduğuna inanılan Madeleine-Sophie Barat, 1959 doğumlu Cezayirli prodüktör ve aktör Mustafa Barat ve bizden biri olan 16 Ekim 1910'da Doğu Türkistan'ın Kaşgar kentinde doğan, ülkesinin bağımsızlığı için yaşamı mücadele etmekle geçen, 2003'de vefat eden Barat Hacı.

Sümerce "An-na" sözcüğünün Türkçede ana, anneye dönüştüğünü de biliyoruz.
İn Anna da olduğu gibi An sözcüğü Sümeri baş tanrı Dingir An'a vurgu olduğu için Barat-Anna sözcüğünden faziletin ve güzelliğin tanrısı anlamları da çıkmaktadır. An sözcüğünü iki anlamda kullanan Sümerler yazıtlarında bazen Dingir (Tengri/Tanrı) bazen de gök”, “uzak”, “yukarı” anlamlarında kullanmışlardı.
Sümerler "An da" cümlesini yukardan, gökten, tanrıdan anlamında okuyorlardı. Eski Türkçede de aynı biçimde "An dan" sözcüğü Tanrı'dan ifadesi olarak günümüz Türkçesine "On dan" olarak girmişti.
Avrupalıların bu inanç ve kültüründen kopuk olmalarından dolayı "An" sözcüğünün gerçek anlamlarını dillerinde bulmaları pek mümkün değildir. Oysa Türklerde An sözcüğü eski zamanlardan beri atasözlerinde ve deyişlerde kullanıyorlardı.
Ünlü Türkmen şair Mahmutgulu'nun bir dörtlüğü buna örnektir.

Ya Hızır İlyas ile Şah Süleyman "An"dadur
Ya Selim şah Mekke Hanı İbni Sultan "An"dadur
Bayazıt Sultan Uveys Harakani Migan "An"dadur
Dayanur Musa asası Mari gördüm sondadur

And içmek, Tanrı'ya edilen yemindir. Bu sözcüğün içinde de sonsuz mavi gök de denilen tanrı An sözcüğü bulunmaktadır.
Kuran meallerinde de Allah'ın yemini "Andolsun" olarak çevrilmiştir.
Türkî dillerde geniş anlamları olan Sümerlerin Bara- Anna'sı (aslında İn-Anna) kuzey Fransa'nın Bretagne bölgesine de adını vermişti.
Özellikle Anglo-Sakson ve Latince kökenli dil konuşan Batı Avrupa'dan göç etmiş ABD ve Kanadalılarda da "Barat" sözcüğü soy isim olarak yüzbinlerce kişi tarafından kullanılıyor.
Barat ve "An/Anna" örneğinde olduğu gibi araştırılınca birçok sözcüğün aslında Turanlı diller kökenli olduğu da görülecektir.
Bir dönem İsrail devletinin başbakanlığını yapmış olan Ehud Barak'ın soy ismi ve ABD'nin Afrikan-Amerikalı başkanı olan Barak Obama'nın isminin kök anlamlarını Sami veya Hint-Avrupa dillerinde ne anlamlara geldiğini bir araştırın.
Karşınıza kanıtlarıyla ikna edici bir bulgu çıkmaz.
Eski Yunanca, barakos sözcüğünden alınmış, Hint-Avrupa dilinden olan bir sözcük gibi kök anlamları ile ilgili bilgi ve kanıt içermeyen saçma söylemlerle karşılaşabilirsiniz.
İbraniler ise "Barak" sözcüğünü kutsanmış anlamında kullanırlar.
İslam peygamberi Muhammed'in miraç yolculuğunu Burak isimli bir binek ile yaptığına inanılır.
Ne tesadüf! Barak ismi, Tengrizm inancında olan Türklerin din adamları olan kam'ların manevi olarak Tengri katına çıkmak için kullandıkları kutsal bineğin de ismidir!!! Muhammed'in miraç öyküleri ister Alevilerde olsun ister Sünnilerde, kam'ların Tengri'ye ulaşırken yaptıkları yolculuktaki anlatıyla benzerlikler gösterir.
Tengrizm inancında kamların manevi olarak Tengri katına çıkarken simgesel olarak kullandıkları "Barak" bineğinin adı nasıl Sami veya Hint-Avrupa kökenli bir sözcük oluyor!!!

Hristiyanlıkla özdeleşmiş ve yoğun olarak kullanılan Anne, Anna, Annette, Annie, Nanette, Ninette, Ninon adlarının kökeni olarak İsa'nın büyük annesinin ismi olan "Hannah" sözcüğünden türetildiği bilgisi verilmektedir. İsa'nın büyük annesinin isminin "Hannah" olduğu kilise tarafından da şüpheli metinler olarak kabul edilen "apokrifler" ayetlerinde de geçmektedir.
Oysa "Anna" isminin incil kökenli olmadığını, şüpheli metinlerin gerçekleri yansıtmadığını gösteren bilgiler bolca vardır.
Hristiyanlık ve Yahudilik öncesi Anadolu'dan Avrupa'ya göç eden Kelt/kelt'lerin "Ana" isimli bir tanrıçalarının olduğunu tarihçiler bulmuşlardı. Özellikle kuzey Fransa'nın Bretonya bölgesi ve büyük Britanya'yı oluşturan İrlanda, Galler gibi ülkelerin efsanelerinde bereket ve sevgi tanrıçası olarak "Ana" adına eskiden beri vurgu yapılıyordu.
İrlanda efsanelerinde Danu, Dana, Anu, Anna ve Don adlarıyla sevgi ve bereket tanrıçasının öyküleri dilden dile dolaşarak yerel inanç olgularını oluşturmuştu.
MÖ 500 yıllarında İrlanda'ya "Gaeller" gelmeden önce tanrıça "Ana"nın kavmi anlamına gelen "Tuatha de Danann" kavmi inancı İrlanda'da hakim inanç oluştu.
Ana inanç kültürü Münster bölgesinde yaygın inanç olarak "Kerry" dağına "Dachih Anann" Ana'nın zirvesi olarak adını vermişti.
Daha sonraki dönemlerde Hristiyanlığın kuzey bölgelerine gelişiyle yerel inanç ve efsane figürleri azizleştiriliyor, Hristiyanlık kimliklerine dönüştürülerek halklar Hristiyanlaştırılıyordu.
Şarleman gibi Vatikan'ın kutsadığı katliamcılarla zorla Hristiyanlaştırılan Bretonlar, tanrıçalarını Hristiyanlık içinde koruyucu azizeleri olarak Bretonca "yaşlı ana" anlamına gelen "mamm-coz" adıyla kutsamaya devam etmişlerdi.
Bretoncada "iyi Ana" anlamına gelen "Buan-Ann" sözcüğünün anlamı ise daha çarpıcı.
Çünkü bu tanımlamadaki "Ann" sözcüğü günümüz Türkçesinde kullandığımız Ana/Anne sözcüğüyle birebir örtüşüyor.
Fransa Bretonları ve İrlandalılarda "Ana efsanesi" öyküsü kilise tarafından şöyle anlatılıyor; Bretonya doğumlu sevginin ve bereketin tanrıçası Ana/Anu binek olarak kullandığı bir melekle Tanrı'nın oğlu İsa'nın annesi Meryem'i doğurmak için Filistin'e gidiyor. Meryem'i doğurduktan sonra tanrıça tekrar aynı biçimde Bretonya'ya geri dönüyor. Bu öyküde Breton ve İrlandalıların Ana adlı azizeleri İsa peygamberin büyük annesi de olmuş oluyor!!!
Oysa bu anlatımın "Anna" efsanesiyle hiçbir ilgisi yoktur.
Ana/Anna isimli tanrıçayı Hristiyanlaştırarak azize yapan kilise, bununla da yetinmemiş, azize yaptığı Anna'ya Meryem'i de doğurtmuş.
Tarihi çok eskilere dayanan tanrıça Anna'yı M.Ö. 500'lü yıllar verileriyle M.S. 40/50 yıllarına tekrar getirterek Meryem'i dünyaya getirmesini sağlamak, galiba kilise mucizelerinden olmalı!!!
İsa peygamberle büyükannesi arasında olsa olsa en fazla 40/50 yaş fark olmalıdır. Lakin kilise hesaplarından çıkardığımız sonuca göre Meryem'i doğurmaya giden Ana isimli tanrıçanın yaşı en az 450 falan oluyor!!!
İşte mucize diye buna denilir!!!
Bir kadını en az 450 yaşına kadar yaşatmak, bir de üstüne bu kadına doğum yaptırmak!!!

Aslında bu tür mucizeler kilise için olağan, sıradan olaylardır.
Dünyanın yaşını 15 bin yıl olduğunu iddia eden Vatikan'a, peki milyonlarca yıl önceden kalma hayvan fosilleri nasıl oluştu sorusu sorulduğunda Vatikan'ın yanıtı ise şeytan sizi dinden çıkartmak ve kandırmak için bu fosilleri yerleştirdi olmuştu!

İncil içeriğinde olan çelişkilerin çok olması bizi pek ilgilendirmiyor, sadece bizi ilgilendiren birkaç olgunun konusunu edeceğim.
İncil'e göre İsa, aynı Firikyalı Attis, Hintli Buda ve Krişna, eski Yunanlı Dyonisos, eski Mısırlı Horus, Persli Mithra gibi bir bakireden doğuyor, haç üzerinde iki hırsız arasında öldürülüyor, üç gün ölü kaldıktan sonra tekrar diriliyor.
Yukarıda adlarını verdiğim efsanevi kişiler gibi İsa da aynı onlar gibi 25 Aralık'ta tekrar doğuyor!!!
Binlerce yıl öncesinde güneş kültü tanrılarının üç gün ölü kaldıktan sonra tekrar diriliş günü olan 25 Aralık tarihi Hristiyanlıkta kutsal Noel günü oluyor.
Bu olgu da bire bir güneş kültü inançlarından alıntılanmıştı. Aslında bu tarihte ölen veya tekrar dirilen yoktu, eski uygarlıklar bilinen doğa olaylarıyla tanrılarının büyüklüğünü anlatmışlardı. İsa'yı yaratan İncil yazarları, bizim tanrımızın neyi eksik diye bu olguları İsa'ya uyarlamışlardı sadece.

Doğa olayı şöyledir; yaz dönümünden kış gündönümüne kadar günler kısalır ve soğur.
Kuzey yarım küreden bakıldığında güneş güneye doğru hareket eder ve gittikçe küçülerek silikleşir.
Günlerin kısalması ve kış gün döngüsünde hasat zamanının gelmesi eski uygarlıklarda ölümü simgeliyordu.
Bu zaman diliminde güneş 6 ay boyunca güneye doğru hareket eder, 22 Aralık'ta en düşük noktasına ulaşır. İşte burada ilginç bir doğa olayı meydana gelir. Güneşin güneye doğru hareketi 3 gün boyunca durur, bu süreçte günler ne kısalır ne de uzar. Bu 3 günlük beklemeden sonra güneş haç biçimindeki güney takım yıldızlarının üzerinden tekrar yükselmeye başlar.
25 Aralık'ta gerçekleşen bu doğa olayından sonra güneş bu defa kuzeye doğru 1 derece hareket eder ve günler uzamaya ve ısınmaya başlar.
İşte bu doğa olayları olgularından dolayı güneş kültü inancında olan eski uygarlık insanları "güneş haç üzerinde öldü, 3 gün ölü kaldıktan sonra tekrar dirildi, kötülüğü yendi" olgusuna inançsal olarak inanırlardı.
Bu eski inançsal olgulardan uyarlanan İncil anlatımında da İsa diğer güneş tanrıları gibi aynı haçı, 3 günlük ölüm ve yeniden diriliş olgularını paylaşır. Oysa bu aslında güneşin kuzey yarım küreye doğru hareket yönünü değiştirmeden ve baharın gelmesinden önceki hareketsizlik süreciydi sadece.

İncilde anlatılan bu tür inançsal olgularda bizi daha çok ilgilendiren veri İsa'nın Lazar isimli bir ölüyü diriltmesi anlatısıdır.
Bu inançsal anlatı da bire bir Horüs efsanesinden alıntılanmıştı.
Ne rastlantı ama, Horusü doğuran kadınında ismi de "Mery" isis !!!
Eski Mısır efsane yazıtlarında Horüs'ün El-Azar-us isimli birisini ölüler arasında dirilttiği anlatılmaktadır. İncilde El-Azar-us'dan Lazara dönüştürülen kişi  kız kardeşleri Meryem ve Marthe'yle beraber Bethanie'de yaşarken hastalığa yakalanır ve ölür. Sonra İsa gelir Lazar'ı tekrar yaşama döndürür !!!
Bu öyküde incil yazarlarının tarihi veriler ve adlar anlamları konusunda  ne kadar saçmaladıklarını görüyoruz. İsa zamanında ve öncesinde ortadoğuda hiç bir zaman Bethanie isimli bir köy ve kentin olmamasına rağmen incil yazarları Eski Mısır inancında bahsi edilen bu sözcüğün anlamını dahi bilmeden hayali bir kent yaratmışlardı.
Efsanede güneş kültü tanrısı Horüs/Osiris Bethanu'ya ölen babasını görmek için yolculuk yaptığı anlatılır. İlginç olan ise Horüs'ün Mari ve Mati isimli kız kardeşlerinin yanı sıra El-Azar-us isimli birde erkek kardeşinin öyküleri birebir incilde anlatılmasıdır.
Asıl bizi  ilgilendiren veri ise eski Mısır yazıtlarında Horüs'ün arapça Anu'nun evi anlamına gelen Beth Anu isimli bir yeri görmeye gitmesidir.
Güneş kültü tanrı'sı Horüs'ün inanç efsanelerinde bile sonsuz mavi gök anlamına gelen Sümerin en büyük tanrısı olan Dingir An'ın evini görmeye gittiği anlatılmakta.
Dünya da Dingir An inancı olgularından iz taşımayan ne bir inanç nede bir uygarlık söz konusudur, hepsi öyle veya böyle, bir biçimde etkilenmeleri sonucu köklerinde bu inancın izleri taşımaktadırlar.
İncil yazarları Anu'nun evi anlamına gelen "Beth anu" sözcüğünü eski Mısırlılardan alarak İsa'nın Lazar isimli ölüyü dirilttiği, Bethanie isimli hayali bir kent yaratmışlardı. Kudüsün 3 km yakınlarında olan ibranice zorlu yaşamın ve derin acının anlamına geldiği söylenen "Beth Ananiah" isimli bu sözde kent El Azariyah ismiyle günümüzde arapların yaşadığı sonradan kurulmuş bir köydür sadece.
Eski Mısır efsanelerinde güneş kültü tanrısı Horüs/Osiris'in görmeye gittiği Tanrı Anu evi" hiristiyanlığa İsa'nın Lazar'ı dirilttiği  Bethanie adı olmakla kalmıyor Avrupada neredeyse bütün büyük kentlerde okul, hastahane ve yaşlı insanların kaldığı huzur evlerine de adını veriyordu. Tanrı Anu'nun evi sözcüğünden türetilmiş Bethanie adlı huzur evlerinde umarız ki şefkate ve sevgiye gereksimi olan yaşlılar huzur bulurlar.
Tarihi bu gerçekler, Tanrı anlamına gelen An/Anu tanımlamasının Barat An-na inancı olarak  büyük Britanya ve kuzey Fransa ya gelmesinden sonra baslayan süreçte türetilen ad'ların  hiristiyan dünyasında milyonlarca kişi tarafından kullanılan isimlere dönüşerek kullanılmaya başlandığını gösteriyor.

Yukarda verdiğimiz bölge ve yer isimlerinin kök anlamlar bakımından öz anlamlarını kaybetmediğine dair birkaç bilgi sunmak ufkumuzu genişleterek konumuza daha  geniş açıdan bakmamızı sağlayacaktır.
Sümer dili sözcüklerinden oluşan Sümer kentlerinin isimlerini değişik coğrafyalarda da görülmesi, bu uygarlığın An-na ve inancının kapsadığı uzak bölgelerin de bu uygarlıkla ortak bağları olduğunu gösteriyordu.
Mö 5.500 yıllarında orta Asya'da oluşmuş olan Samara uygarlığı ismini, Rusya'da Samara, Özbekistan'da Samarkand, Irak'ta Sümerlerden kalma  Samara kentinde olduğu gibi Mezopotamyada ilk uygarlığı kuran Sümer uygarlığı isminde de aynı sözcüğü görmekteyiz.
Sümerlerin Ur ve Uruk kent isimlerini Türkçede soy, nesil, hanedan anlamlarına gelen Uyruk sözcüğünü aynı anlamlarla Türkmence Urug tanımlamasının kök sözcüğünü de oluşturduğu görülmektedir.
Ur'la başlayan Sümer kent isimlerini Türkmenistan'da Urgenç, Özbekistan'da yeni Urgenç,  Azebaycan'da Urmiye kent isimlerinde olduğu gibi Türkiye'de Urfa kenti isiminde de görmekteyiz.
Sümercede insan anlamına gelen NU sözcüğü ile saygılı anlamına gelen SI sözcüğünün bileşiminden oluşan Mö 2500 yılllarına ait  Nusı kent ismini Türkmenistan'da Nusay, Türkiye'de Nusaybin kent isimlerinde de aynı kök sözcüğünü görüyoruz.
Kramer boşa dememişti "Tarih Sümerlerle başlar" diye.
Sümeri sözcüğünün içinde olan , merkez anlamına gelen Meri/Mari sözcüğü "Mar Utu"dan evrilerek Akadlar döneminde Marduk ismiyle Mezopotamyanın en büyük tanrısı olarak  kalmamış Mardin kentine de adını vermişti.
Mar, Merü, Mari, Margiyan sözcükleri ile ilgili kent, yer,isim, tanımlama ve anlamlarını diğer yazılarda olduğu için burada ayrıntılarına girmiyorum. İsa'nın annesinin ismi olan Aramice Maryam, ibranice Myriam, Franszca Marie, İngilizce Mery/Merie, İtalyanca Maria, Türkçe Meryem isiminin kökeni de yukardaki örneklerde olan, eski Türklerde Altay'larda  atalarının ruhlarının dolaştığına  inanılan kutsal üç Sümer dağına da ismini veren Merü/Mari sözcüğünden türetilmişti. Mezopotamyada Sümerlerin Mari isimli kentlerini kurdukları zamanlarda  samiler olan  ibrani kavimlerin isimleri değil cisimleri bile anılmıyordu. O zamananlar  yahudilik diye bir inanç oluşumu henüz Babbil efsanelerinden  araklanarak oluşturulmamıştı..