İslam'da Türk Düşmanlığı

İslam'da Türk Düşmanlığı

Türk düşmanlığı ile ilgili hadisler.

Sizinle gözleri küçük bir kavim (Türkler) savaşacaktır. Onları Arap Yarımadasına katıncaya kadar üç kere süreceksiniz, ilk sürüşte onlardan kaçanlar kurtulacak, ikincisinde bir kısmı helak olup kimisi kurtulacak, üçüncüsünde ise kökleri kazınacak.
(Bizdeki Arapçılar bunlar sahih değil diye itiraz ededursun, bu hadis Araplar için bir mucizedir. Şerif Hüseyin ile başlayan isyanla mevali Türkler Orta Doğu'dan tamamen sürülmüş, onlar için Muhammed'in kehaneti gerçekleşmişti)

Sizler pabuçları kıldan olan bir milletle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Siz, gözleri küçük, burunları yassı ve yüzleri kat kat deri ile kaplı kalkan gibi olan bir milletle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır.
(İslam hadisine göre kıyamet Türkler ile Arapların savaşı ile kopacakmış)

Bir başka hadiste de Asyalıların, yani Türklerin de tufandan sonra Nuh'un Yafes isimli oğlunun oğlu lanetli Mecüc'ün soyundan geldikleri yazar.
bk. İbn Sa‘d, Tabakât, I, 25-26; Tirmîzî, Tefsîru sûreti’s-Sâffât, 37/4.

Bu hadisler Kur'an'da Zülkarneyn anlatısıyla uyuşmaktadır ve Kur'an'saldır.
Doğuya giden Zülkarneyn'nin anlatısı şöyle;

Kehf suresi 93, 94. Nihayet güneşin üstüne ilk doğduğu yere varınca, onu öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, biz onlar için güneş ışınlarına karşı korunacakları hiçbir siper yapmamıştık.
Onlar: “Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc dediğimiz hak hukuk tanımaz kabileler, iki dağın arasındaki şu geçitten bize sürekli saldırarak bu ülkede bozgunculuk yapıp duruyorlar.”

Sadece Türk din adamlarının sahih değil diye inkar ettikleri hadis anlatısının daha anlaşılırını Kur'an'da görüyoruz.
Kur'an'da bu ayetler gibi anlatıların anlamlarını değiştirmeyi kendilerine görev edinen ayet bükücü bedevi ardıllarının gözlerinden kaçmış olmalı bu ayet.

“Hz. Nuh, Sam, Ham, Yafes adlı üç oğluyla birlikte gemiye bindi. Onlar da çoluk çocuğuyla bindiler. Ham gemide eşiyle birlikte oldu ve Hz. Nuh da “onun nutfesinin/sperminin renginin değişmesi” için ona beddua etti. Böylece Sudanlı zenciler ondan doğdular. (Taberi, Tarih, 1/188)
(Ne denebilinir ki!!!, koskoca insan topluluğunun rengi ve görüntülerinden dolayı da hakaret edilmiş, zenciler bedduanın çocukları yapılmış)

Ortaçağ'da Araplar, zencileri Nuh'un lanetli oğlu Ham'ın soyundan gelenler olduğuna inanıyorlardı. Bilim ve Evrim böyle olmadığını ispatlamış olmasına rağmen bilim ile bağları kesilen milyonlarca günümüz Müslümanı, hadislerde geçen bu Arap ırkçılığı saçmalığına inançsal olgular olarak hala iman etmektedirler.

Daha beter tanımlamayı, Sait Nursi adıyla ün yapan zamanının zır cahili Said'i Kürd-i, Kazakların, Özbeklerin, Tatarların yani Türklerin hepsinin Nuh'un lanetli oğlu Yafes'in çocuğu olan Mecüc'ün soyundan gelen şeytanın çocukları olarak niteliyordu.

Oysa Nuh peygamberin Turanlı bir halk olan Sümerlilerde bilge kişilik olarak Ziusudra olduğunu, tufan olacağını Enki'nin haber ettiğini ve bu anlatının Babil efsanelerinden Yahudiliğe, oradan da İslam'a geçtiğini bilmeyen kalmadı. Sümerlerde ismi uzun ömürlü anlamına gelen Nuh'un Sümerlerde "Nebu" ünvanı olduğunu ve bu sözcüğün bütün Turani dillerde insanlık anlamına geldiğini de biliyoruz.
Sürekli saçma kuramlar üreterek İslam'ı şirin göstermeye çalışan sözde din bilgini olan zır cahiller bu bilgileri öğrendikten sonra soylarını nerelere dayandıracaklar, baya bir merak konusu.

Hadislerin iman edilmesi gereken mutlak gerçekler olduğuna inanan Araplar, Ham soyundan gelen zencilerin köle ve hizmetçi olarak kullanmalarında bir sakınca görmemişlerdi; ki kölelik İslam'da yasaklanmamış, hatta Nahl suresi 75'de "Hiç bir şeye gücü yetmeyen bir köle ile güzelce rızıklandırdığımız efendi hiç eşit olur mu?" diye insanlar arası ayrımcılık yapılmıştı.

Köle ise ücreti verilerek satın alınan bir maldır.

Yeni modeli çıkınca eskiyen arabanı değiştirdiğin gibi köle ve cariyeni de değiştirebiliyorsun.

Uzun uzun anlatmaya gerek yok. Kur'an'a göre dört kadınla evlendikten sonra sayısız seks kölesi cariye edinebiliyorsun.

Cariye ise zorbalıkla ailesinden, vatanından yurdundan koparılan alınıp satılan seks kölesi kadındır.

Yani Araplara göre Sami olan Araplar, Allah'ın sevgili kulu olan Nuh'un sevgili oğlu Sam'ın soyundan gelenlerdi. Bu nedenlerden dolayı lanetli Ham'ın soyundan gelen zencilerin köle olarak kullanılmalarında hiç bir sakınca görmemişlerdi.

Hatta birçok İslam yazarı zencilerin hayvanlardan bir farklarının olmadığını ileri sürüyordu.

Belleklere büyük matematikçi, siyasetçi, felsefeci olarak yer edinen Tunus doğumlu İbni Haldun, zencileri köle olarak doğan, kölelikten geri dönüşümleri olmayan, insanlara uzak hayvanlara daha yakın yaratıklar olduğuna hüküm etmişti. Bu nedenden dolayı da kuzey Afrikalı Araplar
zencileri kafir sözünden türetilmiş Kafrlar olarak nitelemişlerdi.

Türklerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar ve Türkleri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübalağa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.’’ (Tarih-i Taberi, cilt 3, s.343)

“Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kırsınlar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.” (Tarih-i Taberi, cilt 3, s.343)

Ey iman edenler! Kendi din kardeşlerinizden başkasını dost ve sırdaş edinmeyin. (Al-i İmran 118)

Müslüman olmayan kim varsa onlar sizin düşmanlarınız diyor.
Bu ayete uyan Emevilerin Müslüman olmayan, Yafes'in lanetli oğlu Mecüc'ün soyundan olan Türklere düşmanlık yapmaları gayet de doğal.

Kur'an Maide suresi 33.
Allah’a ve peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası ancak ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir.

Eh, Allah da işkence edin, öldürün diyor.
Kur'an'ın hakaret ve küfürlerle aşağıladığı, kesinlikle dost edinmeyin dediği Türkleri Kuteybe'nin işkence ile öldürmesi doğal değil mi?
Kur'an ve hadisler bütün izinleri vermiş, şartları oluşturmuş.

Bu katliamları sadece Emevilerin sırtına bindirerek İslam'ı temize çıkarmak mümkün değildir.
Kur'an'da öyküsü anlatılan Zülkarneyn'nin yolculuğunda karşılaştığı güneşten korunmayan, konuşma bilmeyen vahşi olarak aşağılanan halk ve vardığı yer tam Türkleri işaret ediyor.
Elbette Türkleri işaret etmesinin pek de önemi yok. Arap tanrı betimlemesi olan Allah'ın gönderdiği iddia edilen kitabında Arapları sürekli överek yüceltmesi, diğer milletleri şeytanlaştırarak aşağılaması katliamların yolunu açıyordu, bu sadece Türklere özel bir durum da değil.

Maide suresi 33'de Allah ve onun peygamberine karşı gelenlerin verilecek cezaları anlatılıyor.
İslamı yeryüzünde temsil eden Müslüman Araplar, tam da Kur'an'nın işaret ettiği halkı Kur'an ayetlerinde yazan cezalarla cezalandırıyor.

Ne diyor Kur'an?
Ya el ve ayaklarını çapraz kesin, ya öldürün, ya da yurtlarından sürgün edin diyor.
Müslüman olmayanların mallarını zorbalıkla ganimet olarak almanın ve kadınlarını seks kölesi cariyeler, erkekleri her türlü işte köleler olarak kullanmayı Kur'an helal kılıyor zaten.
Bu Kur'an emirleri ayan beyan ortadayken nasıl bütün suç Emevi Arapların üstüne yıkılır ve İslam aklanır???

Araplarda Türk düşmanlığı Müslüman oldukları zaman da bitmemişti, asırlarca ikinci sınıf insan, Arapların hizmetkarları anlamına gelen Mevaliler olarak görülmüştü.
Osmanlı döneminde bu yoğun dinsel propagandanın etkisinde kalan, kimliklerini kaybeden Türk asıllılar bile Arapları soylu, asil, temiz ve şerefli anlamına gelen Necip millet, Türkleri ise anlayışı kıt, kaba, geri zekalı anlamına gelen "Etrak-ı bi-idrak" olarak görmüşlerdi.
Bu Arap hayranlarında Türk düşmanlığı o kadar büyüktü ki kurtuluş savaşı yıllarında Şehül-İslam Mustafa Sabri, kurtuluş savaşı veren tüm Türklerin katli vaciptir fetvasını vermiş, İskipli Mehmet ise işgalci Yunan ordusunu Halifenin, İslam'ın ordusu ilan etmiş, Kurtuluş savaşı veren Türklerin bulundukları yerde öldürülmeleri fetvalarını Yunan uçakları ile halka ulaşmasını sağlamıştı.
Bu Türk düşmanlığının kaynağını ve nedenlerini tahmin etmek hiç de zor değil.
Kur'an ve hadis anlatılarıdır.

İslam'ın neden olduğu, onay verdiği tarihi bu vahşilikleri görmemezlikten gelen bedevi ardı olmakla övünen İslamcılar bir de övüyormuş gibi yapıp hakaret edercesine Türklerin İslam ile şereflendiğini söylerler!!!
40 bin yıllık tarihi izleri olan asil bir millet olan Türklerin uygarlıkla en son tanışmış ilkel çöl bedevisi kültürü olan İslam'dan aldığı bir şeref yok, keza İslam'ın da vereceği bir şey de yok. İslam ile özünden ve köklerinden koparılan Türkler her zaman şerefli bir milletti ve öyle de kalacak.
Bir de Türkler İslam'ı Araplardan değil, köklü bir millet olan Farslardan öğrenerek Müslüman oldular.
Türklerin İslam ile çağ atladığını iddia eden Arapların aynı coğrafyada çağ dışı kaldıklarına bir bakın.
Çünkü ilkel Araplar ve İslam Türklere çağ atlatmadı, Türkler İslam'a çağ atlattı. Türkler Müslüman olmasaydı İslamiyet Yahudilik gibi belirli bir milletin yerel dini olarak kalırdı.
İslam bizimle şereflendi.
Bu şeref bize ait, İslam'ın değil.
Tarihi ve dinsel gerçekleri anlatarak geri almak da hakkımız.