Kur'an, Ali İmran 67'de İbrahim'in ne Yahudi ne de Hristiyan olduğunu belirtir.
M.Ö. 2000'li yıllarda Sümer Ur kentinde yaşamış olan İbrahim peygamberin Yahudi olması mümkün değildir; zira o dönemde Yahudilik inancı veya İsrailoğulları kavmi henüz mevcut değildi.Kur'an, Ali İmran 67'de İbrahim'in ne Yahudi ne de Hristiyan olduğunu belirtir.
İbrahim'in M.Ö. 2000'li yıllarda Sümer Ur kentinte yaşamış olması, o dönemde henüz Yahudilik inancı ve İsrailoğulları kavmi oluşmadığı için Yahudi olmasını mümkün kılmamaktadır.
Arapların millet olarak tarihte daha sonra yer alması nedeniyle köken kimliği olarak İsmail'den sonra oluştuklarını iddia etmek, tarihi verilerle çelişmektedir.Eski Ahit'te (Tekvin 11:27-31; 15:7) İbrahim peygamberin, Ur kentini ele geçiren Keldaniler döneminde yaşadığı belirtilmektedir. Bazı İncil yorumcuları, Ur kentinin sonradan keşfedilmesini ve İncil'in yazıldığı dönemde bilinmemesini bir mucize olarak yorumlamaktadır.Keldani uygarlığının en parlak dönemi M.Ö. 700'lü yıllardır ve tarihçiler bu uygarlığın oluşumunu en geç M.Ö. 800'lü yıllara dayandırmaktadır. Eski Ahit verilerine göre ibrani inançlar peygamberi İbrahim'in M.Ö. 600-700'lü yıllarda Keldani uygarlığında yaşadığı anlaşılmaktadır.
Eski Ahit Tevrat'ına göre İbrahim peygamberin torunu Yakup'un ise M.Ö. 1700-1500'lü yıllarda yaşadığı sonucu ortaya çıkmaktadır.Yakup'un oğullarından Juda'nın isminin, Yahudilik inancına ismini verdiği belirtilmektedir.İsrail oğulları hakkındaki ilk bilgi MÖ 1200'lerdeki Merneptah Steli'nde yer alır; bu, onların bir kavim olarak kabul edilen en eski tarihsel kaydıdır.
Verilen tarihlerde tutarsızlıklar bulunmaktadır. Mısırlıların ilk İsrail oğulları tanımlamasından önce, İsrail oğullarının kendi yazıtları yoktu.En eski yazıtları olan Tevrat ise MÖ 600'lerde yazılmaya başlanmıştır. Tevrat yazarları olan hahamlar, tarihi veriler konusunda hatalar yapmaktadırlar.
Araplar ise İsrail oğullarından çok sonra ortaya çıkmışlardır.M.Ö. 853'te Asur kralı III. Salmanzar'ın Gindibu Aribi adlı isyancı bir prensle savaştığına dair yazıtlar bulundu. M.Ö. 530 yıllarında Pers yazıtlarında Arabaya isimli bir kavimden bahsediliyor.İlk kapsamlı Arap/Arabiya tanımını Yunan tarihçi Herodot'un yazılarında görüyoruz. Herodot Arapları "çöl adamı, çölü geçen insanlar" olarak tanımlamıştır. Bu tanım, Arap Yarımadası'nı da kapsayan bölgede yerleşik hayata geçmemiş, göçebe bedevileri işaret eder. Arap Yarımadası, çöl ikliminden dolayı yerleşime elverişli değildi. Bu göçebe insanlar genellikle çadırlarda yaşar, vadiler arasında dolaşırlardı.İbn-i Haldun Arapları 14 kabileye ayırır. Arap coğrafyacıları ise Arapları millet olarak ikiye ayırır: Bunlar İsmail'in soyundan gelenler ve Kahtan'ın soyundan gelenlerdir. M.S. 839 doğumlu tarihçi Taberi'ye göre Havva, Arabistan Cidde'de, Adem ise Serandim'de yaşamıştır. 1304 Fas doğumlu İbn-i Battuta, Adem Zirvesi'nin Sri Lanka'da olduğunu iddia etmiştir. İbn-i Battuta'ya göre Adem ve Havva Hindistan'a gönderildikten sonra Arabistan'a gelip Mekke'ye yerleşmişlerdir. Arap ve İbrani verilerine göre M.Ö. 4-5 binli yıllarda yaşadığı söylenen Adem ve Havva'nın, onca güzel yer varken yerleşim yeri olarak Arabistan çölünü seçmesi tuhaftır.Adem'in konuştuğu dilin Arapça olduğu iddiası yanlıştır, İbni Cinni 10’cu yüzyılda bu görüşe karşı çıkmıştır.
Oysa arkeolojik bulgular Arabistan'daki ilk yerleşimlerin MÖ 200-300'lere ait olduğunu gösterir.
Arapların diğer milletlere göre çok geç yerleşik hayata geçmesi nedeniyle, Sümerlerden önce kentleştikleri iddiası imkansızdır. İbrahim ve İsmail'i Araplaştırarak Kabe'yi Arapların inşa ettiği iddiası da akıl, tarih ve bilim dışıdır. Kabe/Kâba sözcüğünün kökeni ne hintavrupa ne de Sami dillerindedir.Kabe'nin yapı olarak küp biçiminde olması ve bu yapı biçiminin küp sözcüğüne de ismini vermesi Kabe'nin gerçek anlamda kök anlamı değildir. Türkmenistan Anu ve Sümerden önce yerleşik düzene geçerek devasa kentleri oluşturan binaları yapan bir uygarlık olmamasından dolayı Arap tarihçilerin Kabe'yi ilk insan Arap Adem'in inşa ettiği iddiaları onların milliyetçi sayıklamalarıdır. Üstelik Adem tanımlaması bile Arapça değildir.Tarihi 40 bin yıl öncesine dayanan adı Türkçe ADAM sözcüğünden türetilen Adem/Atapa zamanında Arap isminden değil cisminden bile söz etmek, hatta Arap yarımadasında insanların yaşadıklarını bile iddia etmek imkansızdır.
Kur'an'da İbrahim peygamberin İbrani olmadığı ve Kabe'yi oğlu İsmail ile inşa ettiği Bakara suresi 127'de açıkça belirtilmiştir.Kur'an'da İbrahim peygamberin İbrani olmadığı ve Kâbe'yi oğlu İsmail ile inşa ettiği Bakara suresi 127'de açıkça belirtilmiştir.
MÖ 2000'li yıllarında kavim veya kabile olarak İsrail oğulları ve Arapların isimleri değil, cisimleri bile yoktu.
Bu sebeplerden dolayı İbrahim peygamber zamanından yapılan,varsa eğer eski yapısından iz bile kalmayan "Kâbe" yapısının tanımlama sözcüğü Sümerce olması daha mantıklı ve gerçekçidir.
Sümer uygarlığına ait İbrahim isimli peygamberin Sümerce konuşuyor olması ve inşa ettiği iddia edilen Kâbe'nin de bu dilde anlamlarının olması daha gerçekçi ve bilimseldir. Sümerce kapı anlamına gelen Kâba sözcüğünün ilk hecesi olan Ka tanımlamasından Sümercede türetilen sözcüklerin Türkçe anlamları:
Sümerce. Türkçe.
Ka-ta) kapı-dan/kapı-da
Ka-n-ı) Kapı-y-ı
Ka-n-a) kapı-y-a
Kâba sözcüğünün son hecesi "Ba"nın Sümerce anlamı diyeceğimiz benzerlik "Bar" sözcüğü Türkçede parlaklık ve taht anlamına geliyor.
Bunun yanı sıra Sümerce "ba-ra-e" cümlesi Türkçede öne gitmek, öne varmak, sürmek anlamına geliyor.
"Ba ra du": Türkmenistan Türkçesiyle "öne barmak", Türkiye Türkçesinde "öne varmak" anlamına geliyor.Ba ran dal: öne uçmak, uçarak varmak.
“Ba ra gub”: çıkıp gitmek, önceki durduğu yerinden, yurdundan ayrılmak anlamlarındadır.
Bu bilgilerden Kâbe sözcüğünün kök anlamının Tanrı'nın kapısına varmak, ulaşmak anlamına geliyor diyebiliriz.
Bakara suresi 130'da Allah "Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim, İbrahim'in milletinden yüz çevirir? Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik. Ve o, ahirette de barış severlerden/iyilerden biri olacaktır elbette" diyor.
Burada İbrahim milleti olarak üstün köken kimlik olarak Sümerlerden bahs ediliyor diye düşünebiliriz,çünkü tarihsel veriler İbrahim isimli birisinin Sümerli olduğunu gösteriyor.
Yahudi inancında da olan kurban geleneğinde İbrahim peygamber Mısır kökenli Hacer isimli hizmetçisinden olan İsmailin yerine Sarah isimli karısından olan İshak'ı kurban etmek istemişti.
Öykünün devamı aynı İslam geleneğinde olduğu gibi Allah İbrahim peygamberin kendisine olan bağlılığını göstermiş olmasından dolayı Cebrail aracılığıyla bir koç gönderir.
Burada dikkat edilmesi gereken sözcükler, Halil, İsmail, Cebrail, Mikail, İsrafil, Azrail isimlerinde olduğu gibi Sümeri göksel varlıklar olan Enlil, Ninlil isimlerinin son eklerindeki Sümerce göksel, uzayı dolduran boşluk anlamına gelen "Lil", Türkçede "Yel" sözcüğü olarak kullanılıyor.
Hristiyanlıkta İsa'nın haç üzerinde ölmesi ise insanlığı kurtarmak için kendini kurban ettiğine inanılmaktadır.
Yeni ahit İncil, Philippiens mektubunda şunlar yazmakta; "İbrahim, Tanrı için İshakı kurban etmek istemişti, İshak babasının emrini yerine getirmesi için babasına teslim oldu. Tanrı insanlığı kurtarmak için tek oğlu İsa'yı kurban etmiştir. İsa Tanr'nın iradesine kendini feda ederek teslim oluyor".
İncilde bunlar yazarken İncilin başka bir yerinde İsa ölüme giderken "Baba beni neden terk ettin" diye yalvardığı yazmakta.
Bir yerde Tanrı'nın iradesine teslim oluyor, başka yerde beni neden terk ettin diye isyan ediyor !!!
Gerçekten ilginç !!!İsevilikte Tanrı olduğuna inanılan İsa'nın insanları kurtarmak için kendini feda etmesi, kendi yarattığı Adem'in işlemiş olduğu basit günahtan kaynaklanmaktadır.
Bilindiği üzere Hristiyanlık inancında teslis/üçleme vardır. Bunlar; Tanrı/Baba, İsa/Oğul ve Kutsal Ruh'tur.
Bu tanımlamada algılanan üç Tanrı olgusunun kafa karıştırmasından dolayı Hristiyan dinbilimcileri son düzeltmeleriyle aslında bunların üçte bir olduğunu söylemeye başladılar.
Sanki yüzbinlerce Katarları, Bogomilleri, Pavlikanları, Ariusçuları gibi İsa'nın Tanrı'nın oğlu olmadığına inanan düalist insanları katleden onlar değildi.
Yukarıda verdiğim Filipililer mektubunda Tanrı biricik oğlunu kurban ettiği yazmaktadır.
Hani hepsi üçte bir oluyorlardı!!!
İncilde anlatılan öykülerde İsa ölümünün üçüncü gününde aynı Mısırlı Horus, Persli Mithra, Hintli Krishna, Frikyalı Attis gibi tekrar diriliyor.
Sonra Tanrı'nın sağ tarafına oturuyor!!!
Kutsal Ruh nerede duruyor peki?
Madem hepsi üçte bir oluyorlar, neden Tanrı insanlığı kurtarmak için Meryem'in rahminde dokuz ay bekledikten sonra sıradan insanlar gibi yaşıyor, daha sonra insanlığı kurtarmak için kendisinin Tanrı'nın oğlu olduğunu söylüyor? neden kendisinin Tanrı olduğunu gizleyerek kendisini feda etme gereksinimini duyuyor?
Burası daha karmaşık, haydi diyelim bizler Adem'in işlemiş olduğu günahtan dolayı kirliyiz. İsa insanlığı bu günahtan kurtarmak için kendini feda ediyor. Burada kendini feda eden İsa mı? yoksa Tanrı mı?
Hepsi üçte bir olduklarını varsayalım, peki her şeyi yaratan Tanrı'nın üç gün ölü kalıp tekrar dirilmesi mümkün mü?
Hani Tanrı sonsuzdu!!!
Üç gün ölü kalan Tanrı nasıl sonsuz oluyor??? Sonsuz olan, her şeye gücü yeten Tanrı’yı romalı askerlerin çarmıha gererek işkenceyle öldürmeleri mümkün mü?
Romalı birkaç askerin öldürdüğü Tanrı'nın gücüne ve kudretinin olduğuna nasıl ikna olacağız? !!!
Burada kendini feda eden Tanrı'nın oğlu İsa ise, Tanrı'nın birliğine muhalefet etmiş oluyorsun.
Yok, kendini feda eden Tanrı ise, bu defa da İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğunu inkar etmiş oluyorsun. Madem hepsi bir, neden Tanrı yasak meyveyi yiyen, kendi yarattığı, Tanrı için sıradan bir varlık olan Adem'in işlemiş olduğu basit günahtan arınmak için kendini feda ediyor?
Şu mantıksızlığa bir bakın. Tanrı, Akadlarda Lilith olan Sümeri kısıkıl lilla'nın Havva'yı aracı ederek Adem'i kandırması sonucunda işlenen günah için kendini feda ediyor!!! Madem öyle, milyonlarca insanın kanına giren emperyalist sömürücü katil Siyonistin, evanjilistin,islamcının elinden insanlığı kurtarmak için kendini ne kadar feda etmesi gerekiyor?
Çık çıkabilirsen işin içinden.
İsa'nın ölümünden 4 asır sonra sokuşturulan zıtlıklar yumağı telsis anlayışında galiba her şey mümkün oluyor.
İkibin senedir kimse anlayamadı bu olguları, hatta Vatikan bile anlamlandırarak akli yanıtlar veremiyor, bunun içindir ki sürekli eklemeler üzerine düzeltmeler yapıyorlar, lakin yine bir kalıba sığdıramıyorlar.
Üstelik bir dedikleri diğerini tutmuyor.
Bir de biz neden Adem'in işlemiş olduğu günahın ceremesini çekiyoruz? !!!
Tanrı bu kadar zalim bir yaratıcı mı?
Sorularımızı Hıristiyanlık inancı olgu ve anlayışlarına göre yapmamızdan dolayı böyle sorulara cevap bulmak imkansız gibidir.
İznik'te pagan kral Konstantin önderliğinde, Yunanca yazan İncil yazarları iki bin yıl sonra insanlar arkeolojik bulgular eşliğinde bilimsel
verileri kullanarak bu tür sorular soracaklarını bilmiş olmalarının mümkün olmamasından dolayı birbirine zıt bu tür konuları islemiş olmalılar.
Francis bacon'un dediği gibi "sapkın odun üstünde yananlar değil, o odunu yakanlardır".
Hiristiyanlık ve yahudilik ile ilgili verdiğimiz bu anlayışların bizi daha
çok ilgilendiren yer ise eski ahit Tevratı oluşturan Eşther isimli tarihi olayların anlatıldığı kitabın olmasıdır.
Yıllarca sürmüş olayların öyküleri anlatılan bu kitapta yahudi bir kız,Pers imparatorluğunun en güçlü olduğu dönemde çağının en güzel kızı olmasından dolayı Pers kralı Assuerus ile evlenmesi sonucunda tahta çıktığı anlatılmaktadır. Bu dönemde Haman isimli vezirin yahudileri yok etme girişimini tahta çıkan Eşther ve amcası Mardoşe'nin önlemesi, sonsuza kadar belleklerden silinmemesi gereken kutsal Purim günü ismiyle her yıl sürgün ve kurtuluş mucizesi olarak yahudilerce kutlanılmaktadır.
Tarihi olayların anlatıldığı bu kitabı inceleyen bilim insanları bu anlatımları Pers tarihiyle karşılaştırmaları sonucunda bu kitapta anlatılan
öykülerin ordan burdan toplanan tarihi dahada eskilere dayanan Babillilerin efsanevi öykülerinden ibaret olduğunu gördüler.
Kitapta kral ve yardımcılarının isimlerinin bir kısmının Pers imparatorluğunda olmadığı, bir kısmının ise başka uygarlıklarda olan inanç olgu isimlerinin olmasından dolayı o dönem olduğu iddia edilen yahudi göç ve katliam girişimlerini araştıran bilim insanları Eşther kitabında anlatılan öykülerin gerçekle bir alakasının olmadığını gördüler.
Geneli eski efsanelerden esinlenerek oluşturulmuş, uyarlanmış hayal ürünlerinden ibaretti.
İbranice anlamları olmayan Eşther ismi Akadlarda aşk tanrısı olduğuna inanılan İştar isminden, Mardoşe ismi ise yine Akadlarda en büyük Tanrı olduguna inanılan Marduk'un hizmetkarı anlamina gelen Aramice Mardoşe sözcüğünün ibraniceye anlamının değiştirilmesiyle yahudiliğe yerleştirilmişti.
Ne tesadüs...
Akadların aşk ve güzellik tanrıcası İştar kadın, Tevratı oluşturan kitabın yazarı, çağının en güzel kadını olduğu iddia edilen Eşther de kadın !!!
Pers tarihinde bu isimde bir kraliçe hiç olmamışken birde çağının en güzel kızı olarak Pers kralıyla evlenerek tahta oturuyor !!!
Akadlarda güzellik ve aşk tanrıçası olduğuna inanılan İştar'ı ibraniler Eşther ismiyle kendilerine uyarlayarak çağının en güzel kadını yaparak
yahudileştirmişlerdi.
Marduk erkek, Mardoşe de erkek !!! Aramice Marduk'un hizmetkarı anlamına gelen Mardoşe sözcüğünü ibraniler
katakülleyle Tanrı'nın hizmetkarı olarak çeviriyorlar !!!
Bu kitapta anlatılan öykülerin gerçek kökenleri incelendiğinde Akadlar döneminde mezopotamyanın en büyük tanrısı bir anlamda ibranilerinde tanrısı da olmuş oluyordu. Şu tarihi tahrifata ve yozlaştırılmışlığa bir bakın, Sümerlerde Dingir An'nın Kadın kağanı tanrıça In Anna Akadlarda aşk tanrıçası İştar olmakla kalmıyor yahudiliğin ve hiristiyanlığın oluşmasına kaynak oluşturduğuna inanılan kitabın da yazarı oluyor. Eşther kitabında Pers imparatorluğunda vezir olarak kötü adamı oynayan Haman ise Elamlılar panteonunda tanrı olduğu iddia edilen tarihi bir kişilik olarak karşımıza çıkmakta.
Yahudilerin mucizevi kurtuluş "Purim" bayramları ise ismini Babillilerde baharın gelişi olarak kutlanan, çıkmak anlamına gelen "Puru" isimli
bayramlarından araklanıyorlar. İnanılması mümkün olmayan tarihi olduğu iddia edilen öykülerde anlatılan zaferler Babilliler efsanelerindekilerle aynı. Aramice Tanrı Mardukun hizmetcisi anlamına gelen ibranice bir tanımlama
olmayan Mardoşe ismini yahudiler Tanrı'nın hizmetkarı olarak çevirerek kutsamışlar.
Eşther kitabında dağınık olan bu öyküler eski ahit Tevratı oluşturan Samuel kitabında daha bir derli topludur. Bu kitapta Mardoşe'nin atası Saul'un yahudi düşmanı Haman'ın atası Agagı büyük bir zaferle yendiği anlatılmaktadır.
Agag ise Uruk hakanı Sümeri Gılgamışın bölgeyi yönetmek için amansız mucadeleye girdigi Kişh kenti hakanıdır.
Samuel kitabındaki öykülerinde Gılgamış destanından arakladığını görmekteyiz.
Sallamak ve araklama diye ben buna derim işte, öyle güzel sallamışlar ki
insanlık binlerce yıl bu yalanlara Tanrı'nın gönderdiği din diye iman eder olmuş.
Sümerlerde Dingir An Akadlarda "Mar-utu" olarak dönemi en
büyük tanrısı olmakla kalmamış İsrailoğullarını zalim Hamandan kutaran
Eşther'in amcası da olmuş !!!
Tengri/Dingir An inancının bütün inançlara kaynak olmuştur iddiamız basit bir kuramdan ibaret olmadığını verdiğimiz diğer örneklerde olduğu gibi bu örneklerde de ispatlamış oluyoruz
