İslam'da Evrenin ve İnsanın yaratılışı.
Hud suresi 7'de hiç bir şey yok iken Allah'ın Arş'ının su üzerinde olduğu, Enbiya 30'da gökler ve yer bitişik haldeyken onu ikiye ayırarak canlıları su'dan yarattığı, Fusulet suresi 10, 11, 12 ayetlerinde dört günde yeryüzü ve içindeki canlıları yarattıktan sonra bulut halinde göğe yönelip iki günde de gök yüzünü ve evrenin yaratıldığı anlatılmaktadır.
Allah, ilk insan Adem'i çamurdan yaratarak kendi ruhundan üfleyerek can verdiğini Müminun suresi 12-14 ayetlerinde söyler.
Bilimle ilgisi olmayan bu anlatıların benzerlerini Tevrat ve İncil'de de görüyoruz ki onlar da Sümer kaynaklı Babil efsanelerinden alıntılıyorlar.
Sümer yazıtlarında tanrılara hizmet eden alt varlık işçi Gigi'lerin işlerinin yoğunluğundan sürekli şikayet etmeleri sonucu Dingir An'nın altında olan tanrı Enki, ölmüş bir tanrı kanıyla yoğurduğu çamurdan tanrılara hizmet için insanı yarattığı yazar.
Daha ayrıntılı anlatı Akad ve Babil efsanelerinde şöyle anlatılır;
Baştan hiçbir şey yok iken tuzlu su (Tiamat) ve tatlı su (Absu) yan yana, birbirlerine karışmadan akarlardı. (Kuran'da tuzlu su ile tatlı suların birbirlerine karışmadan akma anlatısı da bu efsane kaynaklıdır) Tanrıların egemen olma savaşında Enki savaşta sonsuz denizler tanrısı, tanrıların anası Tiamat'ın kocası olan tatlı yeraltı suları tanrısı Absu'yu yener. Tiamat yarattığı göksel savaşçılar ve tanrı Kingu yardımı ile intikam alma hazırlığı yapar. Bunun haberini alan tanrılar korkarlar fakat Enki sakin olmalarını ve Absu'yu nasıl yendi ise bunun da üstesinden geleceğini söyler ve tanrılar toplantısında oğlu Marduk'u baş tanrı seçtirir. Tiamat ile amansız bir savaşa giren Marduk baştan Tiamat'ın ordusunu dağıtır ve rüzgar okları ile Tiamat'ı ikiye keser, Kingu'yu öldürür.
Sonsuz denizler tanrısı Tiamat'ın üst bedeni ile gökyüzünü, alt kısmı ile yeryüzünü, öldürdüğü tanrı Kingu'nun kanı ile yoğurduğu çamurdan insanı yaratır. Kuran'da yer ve gök bitişik iken Allah'ın evren ve dünyayı yaratma anlatısı, İbrani inançlarda ilk insan Adem'in öyküsü ve insanın dünyaya günahkar olarak doğması bu efsanelerden kopyalanmıştır.
Baş tanrı Marduk'a isyan eden asi Kingu'nun kanından yaratıldığı için insanın günahkar olduğuna Babillilerde de inanılıyordu.
Bu anlatılar Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam olmadan önce pagan denilen inançlarda vardı ve insanlar bunları biliyordu.
İsrail oğulları Babillilerden aldıkları bu anlatılarla Yahudiliği yaratıyor ve bu anlatılar Yahudilik ve Hıristiyanlıktan İslam'a geçiyor.
İslam'da Cennet, Cehennem ve yasak meyve.
Kur'an Bakara 30'da Allah'ın yeryüzünde kendine bir temsilci yaratacağını, Bakara 35'te cennette yasaklı bir ağaç olduğunu, Araf suresi 22-23'te Adem'in bu yasaklı ağacın meyvesini yediği anlatılır. Kur'an'da sekiz cennet vardır diye bir sayı verilmez fakat Kur'an'da geçen cennet isimleri ve hadislerden edinilen bilgilerle İslam alimleri dereceleri olan sekiz cennet tabakası olduğunda hemfikirlerdir.
Sümer yazıtlarında Enki ile eşi Ninhursag, Dilmun/E-din ülkesinde sekiz muhteşem bitki yetiştirirler. Bu yasaklı bitkilerin meyvelerinin tatlarını merak eden Enki, iştahın da dürtüsüyle bitkilerin meyvelerinden yer. Enki'nin bu sorumsuz davranışına sinirlenen Ninhursag, Enki'den uzaklaşmaya karar verir ve "sana ölene kadar bir daha yaşam bakışım ile bakmayacağım" der ve lanet ederek ölüme terk eder gider. Ölüme terk edilen Enki'nin bedeninin sekiz yerinde hastalıklar oluşur. Yavaş yavaş ölen Enki çaresizdir, hiç kimse, hiçbir tanrı da yardım edemez, tek çare Ninhursag'dır.
(Kur'an, Bakara 36 ve 37 ayetlerinde Şeytan'ın Adem'e vesvese verdiği, beynine girip yasak ağacın meyvesini yedirdiği. Allah'ın da ceza olarak Adem'i eşiyle birlikte cennetten kovup yeryüzüne ölümlüler olarak gönderdiği anlatılıyor)
Elinden hiçbir şey gelmeyen Enlil, çaresizce kardeşinin ölümünü beklerken bir tilki Ninhursag'ı ikna edebileceğini söyleyerek onu ikna etmeye gider. Ninhursag, tekrar acı içinde kıvranan Enki'nin yanına gelir, başını kucağına alır, sevgi ile öper ve hastalıklarını iyileştirmesi için sekiz hastalıklı organdan sekiz iyilik ve güzellik perisi yaratır. Hastalıkları iyileşen Enki ile Ninhursag, ilk günkü gibi birbirlerini sevmeye devam ederler. Sümerlerde yenilen yasaklı meyve, E-din cennetinin Adn cennetine dönüşmesi, E-Din cennetinde sekiz bitki ve sekiz hastalıktan sekiz iyilik ve güzellik perilerinin oluşması ve benzer anlatıların olması bu olguların da Sümer Dingir An inancı kaynaklı olarak o dönemki anlatılardan kopyalandığını fazlasıyla göstermektedir.
Kuran Hicr suresi 44'de Cehennemin yedi kapısı olduğu yazar.
Bu anlatı da Sümer kaynaklı Babil efsanelerinden alıntılanmadır.
Sümer anlatılarında göklerin kraliçesi tanrıça İn Anna, cehennemin sahibi, can düşmanı olan kız kardeşi Eresgigal'ı ziyaret etmeden önce yardımcısı Ninshubur'u üç gün, üç gece sonra dönmezsem Enlil'e haber ver diye uyarır.
İn Anna cehennemin girişine gelir. Giriş bekçisinin içerisinin çok tehlikeli olduğu uyarısına rağmen şartları kabul eden İn Anna cehenneme girer fakat cehennemin yedi kapısı vardır, her kapıdan geçebilmek için bir mücevher veya giysi bırakmak zorunluğu olan İn Anna sonuçta kız kardeşi Eresgigal'ın karşısına çırılçıplak çıkar.
Eresgigal, çağırdığı Annunakiler ve yedi cehennem hakimlerinin ölüm bakışları ile öldürdüğü İn Anna'yı çivi ile duvara asar.
Ninshubur, sahibesinin dönmemesi ve başına bir şeylerin gelmiş olması endişesiyle Enlil'den yardım istemeye gider fakat Enlil yardım edemeyeceğini ve Nammu'ya gitmesini söyler ama o da yardım edemeyeceğini ve Enki'ye gitmesini söyler.
Enki yardım etmeyi kabul eder ve birinde hayat yemeği diğerinde yaşam iksiri olan cinsiyetsiz Kurgarru ve Kalaturru isimli iki varlık yaratır ve onları Cehenneme gönderir. ( Kuran Tur suresi 24, İnsan Suresi 19, Vakıa suresi 17-18'de cennetliklere servis yapacak olan cinsiyetsiz Gılmanların öyküsünün de bu anlatı kaynaklı olduğu görülmekte)
Eresgigal, bu varlıkların İn Anna'yı tekrar yaşama döndürmelerini kabul eder ama bir şartı vardır, İn Anna cehennemde yerine geçecek birini bulmalı. Anlatının bundan sonrasının konumuzla ilgisi olmadığı için burada kesiyorum.
Sonuçta Kuran'da cehennemin yedi kapıları olmasını ve Gılman anlatısının da Sümer kaynaklı olduğunu görüyoruz.
Kuran ve Hadis anlatılarında Miraç.
Kuran, Necm suresi 5-15'de Sidretül Mündeha'ya, İsra suresinde Muhammed'in Mescidi Haram'dan Mescidi Aksa'ya yolculuk yaptığı, çeşitli yerler ve olaylarla karşılaştıktan sonra Allah ile görüştüğü anlatılır.
Sahih hadis kitaplarında Muhammed'in merkepten büyük, katırdan küçük Burak isimli kanatlı bir binek ile yolculuk yaptığı, yolculuğunda peygamberlerle karşılaşıp konuştuğu, Sidretül Münteha yanında dört nehrin akmakta olduğu, Batıni olan iki nehrin Cennette, Zahiri nehirlerin Fırat ve Dicle olduğu anlatılır.
Bu hadis anlatısında onunla birlikte yolculuk yapan Cebrail, Sidretül Münteha'yı geçmez, Allah'ın bulunduğu yere giremez, girerse yanıp kül olacağını ve buradan sonra yolculuğunu yalnız yapacağını söyler.
Allah katına edilen bu yolculuk da Sümer kaynaklıdır ve tarihi Sümerlerden daha da eski bir döneme kadar gider.
Sümerlerin göç ettikleri, tarihi 40 bin yıl öncesine dayanan Türkmenistan Karakum'da oluşan Anu uygarlığından kalma silindir damgalarda Atana/Atapa'nın öyküsü şöyle anlatılıyor;
Yaşam ağacı kökleri dibinde Yılan, ağacın yükseklerinde Kartal barış içinde yaşıyor, yavrularını büyütüyorlardı. Bir gün beyninde kötü düşünceler oluşan Kartal yılanın yavrularını yer. (Bana göre bu anlatı Cennette yasak meyve anlatısının en eski versiyonu ve kaynağıdır)
Tanrı'nın verdiği öğüte uyan yılan ölü bir hayvan leşi içine gizlenir ve leşi yemeye gelen kartala saldırır, kanatlarını kırdığı kartalı ölmesi için bir çukura atar.
Atana'ya Tanrı tarafından kağanlık verilmiştir fakat soyunu devam ettirecek ve varis bırakacağı çocuğu yoktur, olmaz da.
Atana yaralı kartalı bulur ve beni sevgi ve bereket tanrıçasına götürürsen yaralarını iyileştiririm teklifinde bulunur.
Teklifi kabul eden Kartalın sırtında Tanrıça'ya ulaşan Atana sorununu anlatır ve soyunu devam ettirecek yaşam iksirini tanrıçadan alır.
Bu efsane anlatısının değişik uygarlık versiyonlarını buradan okuyabilirsiniz.
https://kokler-ve-kanatlar.webnode.fr/products/insanl%c4%b1%c4%9f%c4%b1n-ilk-ka%c4%9fan%c4%b1-atapa-atana-ve-ilk-yarat%c4%b1l%c4%b1%c5%9f-destan%c4%b1-/
Akadlarda Sümerli Atapa'nın göklere yolculuk öyküsü ise şöyle;
Yaratıcısı Enki'ye sadık Atapa, Eridu'daki sarayda tanrısına hizmet ediyor ve günlük ihtiyaçlarını karşılıyordu.
Bir gün balık tutarken güneyin rüzgar kuşu Shutu çok kuvvetli üfler ve Atapa'nın salı alabora olur. Çok sinirlenen Atapa öyle içten bir kinle lanet eder ki kuşun kanatları kırılır, yedi sene rüzgar estiremez.
Tabii bu cezasız kalamazdı, Tanrı An, Atapa'yı huzuruna çağırır. Hizmetçisinin hayatından endişe eden Enki tekrar sağ salim dönmesi ve Enlil'in kapıcılarını kafaya alması için öğütler verir ve teklif edilen hiçbir şeyi yiyip içmemesini söyler.
Tanrı An'a doğru yolculuğa çıkan Atapa, iki bekçi ile karşılaşır. İki tanrının dünyada olmadıkları için yasta olduğunu, onların tekrar dönmeleri için Tanrı An'a dua etmeye geldiğini söyler. Bekçiler bunlar kim diye sorduklarında isimlerini söyler. Rüzgar kuşunun kanatları kırıldığı için güçlerini kaybeden alt tanrılardan olan Dumuzi ve Ningizhida'dır bu bekçiler, Atapa'nın anlattıkları hoşlarına gider ve yol verirler. Yolculuk boyunca hata yapmayan ve dürüst davranan Atapa'ya tanrı An, El Ammara yazıtlarında o'nu ölümsüz yapacak yemek, giysi ve güzel kokular ikram ettiği ve yemeği yemeyip giysileri kabul ettiği için o'nu derhal ölümlü olarak tekrar dünyaya gönderdiği, Assurbanipal ve Tell Haddat kütüphanelerindeki yazıtlarda Tanrı An O'na göklerin sırlarını gösterip tekrar dünyaya gönderdiği yazar.
İşte bu anlatılardır Muhammed'in miraç kaynağı.
O dönemki inançlarda bilinen bir öyküyü Muhammed alıp kendisine uyarlıyor, öyküde adları geçen tanrıları peygamberler olarak değiştiriyor.
Siratül Mündeha yanında akan iki Cennet nehirleri ise Sümer yazıtlarında hiç bir şey yok iken birbirine karışmadan akan sonsuz denizler nehri Tiamat ve tatlı su nehri Absu anlatısı kaynaklıdır.
Cebrail'in son kapıyı geçemeyip Allah'ın bulunduğu yere girememesi, son kapıyı geçerse yanıp kül olacağı anlatısı Karakum uygarlığından köklerini alan biz Türklerde bile vardır.
Tengrizmde kutup yıldızı Tengri An'ın aydınlık dünyasına açılan kapıdır ki eski Türkler ve Turanlı halklar ölülerini gömerken başlarını kutup yıldızına doğru denk getirirlerdi.
Tenrizmde trans halinde göklere yükselen Kaamlar ancak kutup yıldızına kadar yükselebilirler, o sınırı geçerseler yanıp kül olacağına inanılırdı.
Cebrail'in sınırı aşamaması da Tanrı An inancı kaynaklıdır.
Kur'an'da İsa'nın ölüleri tekrar yaşama döndürmesi.
Kur'an, Al-i İmran suresi 49'uncu ayette İsa'nın ölüleri dirilttiği anlatılmaktadır. Bu anlatının İncil'den alıntılandığı bellidir.
İncil'de İsa, Bethanya (eski Mısır dilinde Bethanu'dur bu sözcük) denen bir kent veya köyde Lazar isimli birini dirilttiği anlatılır ki bu anlatı İncil'e Mısırlı güneş kültü tanrısı Horüs efsanesinden alıntılanmıştır.
Efsanede güneş tanrısı Horüs, Bethanya'ya vefat eden babasını görmek için yolculuk yaptığı anlatılır. Horüs'ün babası olan Osiris'in Mısır dilinde Asar olan ismi Arapça ve İbranicede El-Asarüs olarak geçiyor ve Yunancada Lazaros oluyor.
Tarihte Bethanya isimli bir yer olmadığı gibi Lazar isimli bir kişi de yok.
(Bethanya sözcüğünün çevirisinden Anu'nun evi anlamı çıkıyor.)
Efsanede Horüs'ün Bethanya'da tanrı An tapınağında babasının ruhunu öbür alemde dirilttiği anlatılır.
Bu anlatı güneş kültü efsanelerinden alıntılanıyor ve yaşadığına dair hiçbir kanıt olmayan İsa'ya uyarlanıp İncil'e yazılıyor, Kur'an yazarları da İncil'den alıntılayıp Kur'an'a ekliyorlar.
Peygamber Zülkarneyn.
Kur'an'da konusu edilen Zülkarneyn anlatısı tamamen Sümerli Gılgamış ile benzerlik göstermektedir.
Kur'an'da "Sana Zülkarneyn’den soruyorlar" yazıyor.
Demek ki bu efsanevi kişi o zamanki insanlar tarafından bilinen efsanevi biriymiş ki eski destanlarda konusu edildiği için sormuşlar.
Kur'an'da Zülkarneyn’in özellikleri;
İktidar, hâkimiyet, hedeflerine ulaşmak için akıl, ilim, kuvvet ve idarecilik gibi vasıflar ve imkanlarla donanımlı.
Uruk kentinin kahraman ve efsanevi kralı, ölümsüzlüğe ulaşmak için her türlü savaşa ve arayışa giren, ormanların dev varlığı Humbaba'yı öldüren, adına destanlar yazılan bilge kişilik, yarı tanrı Gılgamış gibi fakat
Gılgamış'ın yazıtlardaki özellikleri, Kur'an'daki anlatıdan daha kapsamlıdır.
Önemli ayrıntı:
Tanrılara hizmet etmesi için insanı ölmüş bir tanrı kanıyla yoğrulmuş çamurdan yaratan Tanrı Enki anlatısında insanların çok uzun yaşadığı ve çok gürültü yaparak tanrıları uyutmayıp rahatsız ettikleri ve kızdırdıkları çeşitli çivi yazıtlarında anlatılır.
Birçok defa insanları yok etmek için hastalıklar ve felaketler gönderilmesine rağmen insanlar yine çoğalmış ve rahatsızlık vermeye devam etmişler.
(Kur'an'da Allah'ın çeşitli felaketler ile bazı kavimleri yok ettiği anlatısı ve insanın tanrıya hizmet etme olgusu da Sümer kaynaklıdır)
Kendi yarattığı, çocukları gibi gördüğü insanların yok edilmesini hazmedemeyen Enki, tanrılar toplantısında itiraz etse de baş Tanrı Dingir An insanların tamamen yok edilmesi kararı alır fakat Enki gizlice dostu Zisudra'ya (Akad'larda Utnapiştim) bir tufan olacağını ve kurtulması için gemi yapma haberini ulaştırır. (Kur'an'da da benzer şeyler yazıyor, Kur'an'da tufan olacağını Nuh'a Cebrail haber veriyor)
Sümerli Zisudra'nın aslında İbrani inançlarda Nuh peygamber olduğunu artık herkes biliyor ve Kur'an'da Nuh'un uzun ömürlü olduğu da yazıyor.
Sümer yazıtlarında ise Gılgamış tufandan kurtulan ve tek uzun ömürlü, ölümsüz insan Zisudra'dan ölümsüzlüğün sırrını öğrenmek için onunla görüştüğü anlatılır.
(Kur'an'daki Nuh'un uzun ömürlü olma özelliği ve anlatısı da Sümer ve Babil efsanelerinden alınmıştır, İncil'de ise tufandan sonra insan ömrünün kısaldığı yazar)
Kur'an'da Zülkarneyn güneşin battığı yere ulaşır, Sümer kaynaklı anlatı ise şöyle;
Ölümsüzlüğü hak eden bir kahraman olmak ve tufanın kahramanı Zisudra'ya ulaşmak için Gılgamış, Göksel boğayı öldürmesi ve yanma tehlikesi olsa da güneşin kapısından geçmesi gerekiyor.
(Zülkarneyn güneşin battığı yere, Gılgamış güneşin kapısına ulaşıyor)
Sümer anlatısında Gılgamış akrep insanlar tarafından korunan güneşin kapısına ulaşması için Mishu dağlarını bulması ve aşması gerekiyor.
Kur'an'da ise güneşin battığı yere ulaşan Zülkarneyn azgın bir topluluk buluyor, (bu topluluk Gılgamış anlatısında güneşin kapısını koruyan akrep insanlar).
Kur'an Kehf suresi 93.
Nihayet karşılıklı iki büyük set gibi yükselen dağların arasına ulaşınca, onların önünde neredeyse hiçbir söz anlamayacak kadar konuşma bilmeyen bir topluluğa rastladı.
Bu ayet tamamen Gılgamış'ın yolculuğunun kötü bir kopyasını anlatıyor.
Gılgamış, güneşin kapısına ulaşmak için Mişhu dağlarını aştıktan sonra güneşin kapısını koruyan akrep insanlarla karşılaşıyor.
Kehf suresi 94.
Onlar: “Ey Zülkarneyn! Ye’cûc ve Me’cûc dediğimiz hak hukuk tanımaz kabileler, iki dağın arasındaki şu geçitten bize sürekli saldırarak bu ülkede bozgunculuk yapıp duruyorlar.”
(Yecüc - Mecüc denen bu varlıklar çeşitli dinlerde, mitolojilerde ve kültürlerde cüceler veya dev, şeytan, kavimler olarak betimlenir. Kur'an'da her anlatı kopuk ve eksik olduğu için "onlar" diye şikayet edenlerin kimler olduğu da yazmaz.)
En eski Sümer yazıtlarında ise şunlar yazıyor;
Tanrıça İn-anna, göksel boğayı hapseden Gılgamış'a kızgındır.
İn-anna, babası baş tanrı Dingir An'dan göksel boğanın serbest bırakılmasını ister.
(Tanrıya eski Moğollar Dengere An, eski Türklerin Tengri An dediklerini belirtmeden geçemeyeceğim.)
Gılgamış bir ziyafetteyken çalgıcısı, dev bir varlığın Uruk kentini yakıp yıktığını ve felaketin haberini verir.
Dev varlıkla savaşmaya giden Gılgamış, arkadaşı Enkidu'nun da yardımıyla dev varlığı etkisiz hale getirir ve büyük bir çukur kazarak bir daha çıkmaması için oraya gömer, hapseder. Kur'an'da ise iki dağ arasına demir bir set çekilerek Yecüc ve Mecüc'ün hapsedildiği anlatılır. Gılgamış yazıtları ve Kur'an'da da bu Yecüc-Mecüc'ün devasal bir dev olduğu anlatılır.
Görüldüğü gibi Zülkarneyn hikayesi tamamen Sümer kaynaklı Babil efsanelerinden alıntılanma ve kötü bir biçimde İslam'a uyarlanmadan ibaret.
O dönem Muhammed'in kulaktan dolma yarım yamalak ve kötü betimlemeler ile anlattığı öykülerin aslını ve gerçeğini biz ondan daha iyi biliyoruz.
Bir de Zülkarneyn diğer İslam peygamberi gibi İsrail oğullarından değildir, Tevrat'ta da konusu geçmez.
Asırlardır dilden dile anlatılan meşhur Gılgamış efsanesini Muhammed'e soruyorlar, o da yalan yanlış bildiklerine eklemelerle Gılgamış'ı Zülkarneyn peygamber yapıyor ve İslam'a uyarlıyor.
